rss
twitter
facebook
Enterresandman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enterresandman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2010 Salı

Korunmasız Seks Öldürebilir

Korunmasız seks öldürebiliyor. Cahillikle alakasız bir durum diyebilirdim bunun için ama abi biliyorsun o kadar büyük ne üstüne koyduruyosun o kadar kilo şeyi. Mazallah ölürsün ki zaten öle yazmışsın. Allah kurtarmış bilader derdi bütün kahve halkı,böyle bir durum bizim köyde olsaydı.Gene her zaman yaptığımı yapıp haberi kopyalamak suretiyle yapıştıracam ama yarabbi kimseye böyle bir eş nasip etmesin.

İngiltere'de 100 numaranın üzerinde sutyen takan Claire Smedley (27), az kalsın birlikte olduğu erkek arkadaşının ölümüne neden oluyordu. 3 çocuk annesi Smedley, 27 yaşındaki erkek arkadaşı Steven ile seks yaparken yüzüne göğüslerini koydu. Göğüslerin içine gömülen Steven ise bir süre sonra nefessiz kaldı ve hareket etmedi.

Bunu fark edip göğüslerinin altından erkek arkadaşını kaldıran kadın, acil servisi aradı. Eve giden sağlık görevlileri nefessiz kalan gence müdahale ederek hayata döndürdü. Yaşadıklarını İngiliz News of the World Gazetesi’ne anlatan Smedley, sevgilisini mutlak ölümden kurtardığını söyledi. Claire Smedley’in göğüslerini yastık gibi kullanmayı çok sevdiğini belirten ve soyadını açıklamayan Steven ise bir daha asla böyle bir şey yapmayacağını açıkladı. Steven, göğüslerin altından çıkmayı ve sevgilisine sesini duyurmayı başaramayınca bir an öleceğini düşündüğünü söyledi.


3 Nisan 2010 Cumartesi

Fahişe Çıkabilir Abi Dikkat Edelim

Geçtiğimiz günlerden bir gün size Romanya'da yer alan "Dikkat Zerhoş Çıkabilir" levhası ilginçliğini sunmuştum. Hadi o adam zerhoş naptığını bilmez, alkolun verdiği etkiyle öyle davranır da "Dikkat Fahişe Çıkabilir!" ne aga.
Bu olay da İtalya'nın Treviso eyaletine bağlı Mogliano kentinde yer alan bir levha imiş. Yani fahişe çıkarsa sıçtınız, dikkat edin napacağı belli olmaz godzilla gibi bir şey onlar mı demeye çalışıyorlar acaba? Şoförlerin dikkatini dağıtıyormuş. Şoför abazaysa ben napayım. Her dikkati dağılan için bir levha koyulcaksa bende midyeciler için istiyorum. Bazıları cam siliciler için ister diğeri tinerci için ister bu böyle gider. İş levhayla çözülseydi zaten, radar var tabelasını gördükten sonra kimsenin radara yakalanmaması gerekirdi mesela.

oldı best

Orijinal ve Parodi Güzellikleri

Oren Lavie'yi ne kadar sevdiğimi geçtiğimiz günlerde bir yazı ile belirtmiştim. Hatta demiştim ki Her Morning Elegance diye bir klibi var, çok iyi, çok güzel dedim diye hatırlıyorum. İşte o klibi tekrar izlemek sureti ile yutubu açtığımda bir de parodi gördüm ve çok güldüm gerçekten abiler emek vermiş güzel bir parodi yapmışlar. Hatta buraya bir smiley bile koymak isterim o derece. Orijinalini ve parodisini alt alta sizlere sunuyorum.Buyrun bir de siz izleyin hatta kaçıranlar ve tekrar izlemek isteyenler için bu kanalda diye de belirteyim.


Devir Kontör Değil Kurruş Devri

Geçtiğimiz günlerde GSM şirketleri fena bir atak yaparak kontör devrinden kuruş, lira, tl dönemine geçtiler. Yıllardır süregelen alışkanlığı bir çırpıda bozdular, viran eylediler.
Yani düşünsenize 6 sıfır atıldığı halde, hala insanlar milyon tabirini kullanıyor ki bu kontör olunca nolacak. Yani alışkanlıklar bozulmaya gelmez, izi kalır. İz bırakanlar unutulmaz keh keh.
Her şeyi geçtim kontörde bir gizlilik vardı. Ne gizliliği? Meblağ gizliliği. Birilerine kontör gönderirken para hesabı yapmazdın, düşünmezdin. 10 kontör kaç paraydı lan acaba diye geçirmezdin aklından. Ama şimdi noldu? Kimse senden artık kontör istemeyecek. Para isteyecek. Para hesabına binecek olay. Para hesabına binince bu borç olayına girecek, geri ödenmesi gerekecek. 10 kontörün lafı mı olurken 5 liranın olabilecek. İnsanlar tedirgin olacak. Yok diyecek. Karşı taraf tedirgin olacak. Kem küm 6 liralık kontör yollar mısın diyecek. Bu sigara zammından sonra otlakçılığın çökmesi gibi bir şey. Kontör gönderme bitti, para gönderme var ama o da zor be aga!

Artık kontörde kuruş hesabı var. Herkes kaç paralık adam olduğunuzu görecek! Kaç para gönderebilirsiniz bilecek. Siz en iyisi faturalı hatta geçin faturalı. Hem havanız olur.

yor sinsırli

27 Mart 2010 Cumartesi

Sait Altun

Sait Altun'un nereli olduğunu tam bilmiyorum. Hakan Altunun babası yada dedesi de olabilir onu da billmiyorum. Memleket Elazığ olması lazım ama araştırmadım da fazla. Ama yöresinde sevilen bir kişilik kendisi gerek şarkıları, gerek kişiliği, gerek yardımseverliği gerekse sineksavarlığı olaraktan. Neyse efendim bu abi zamanından gurbetçi olmuş belli. Alamanyalarda gurbetçi olmuş hemide. Biraz almanca sökmüş, orda da düğünlerde falan çıkmaya başlamış. Derken bir şarkı yapmış ki 2 lisan belki 3. Yani kürtçe de olabilir işin içinde onu bilmiyorum ve şarkının öyle bir klibi varki ben lise de keşfetmiştim bu abiyi yaklaşık 10 sene olmuş ama hala dinlerken o klibe, o kurguya, o beatles saz takımına hala hayranım.Zaten youtube a da biz upload ettik. Zamanında kurduğumuz Gariban Team oluşumu ile türlü iştirakler ettik eyledik neyse. Sizde izleyin sizde hayran olun istedim. İşte o meşhur şarkı geliyor. Sait Altun - De Alo Alo. Sözlere dikkat kesilin. Klibe de tabi.

25 Mart 2010 Perşembe

İşte Habercilik Bu!

Radikal yapma! Ben severdim seni ama bu internette mi bozuldun, ciddiyetsizleştin anlamıyorum. Bir çeki düzen ver kendine radikal. Olmuyor böyle, vallaha olmuyor.Tamam haber güzel iyi, hoş ama bu fotoğrafla bu haberin ne ilgisi var radikal allasen ya! Ne diyem ben sana zabah zabah!


19 Mart 2010 Cuma

Fast Food-Slow Decay

Fast food aşığı değilim, düşmanı da değilim.Fakat aklıma gelmez ya da aklımdan geçmez hiç, şöyle bir hamburger olsa, bir mc donalds'a bir burger king'e gitsek menülere dalsak diye. Zararlı olup olmamasından değil ama gitmemem benim yararıma onu biliyorum. Siz bunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz!Şiştiniz mi? Şimdi şişik dinleyin beni.
Küçükken cips yerken babannem bana hep aynı şeyi sölerdi. "Yemen evladım öle şeler, ben evde size batatez gızartıverem. Vermeyn gari öle şelere paralağnızı."

Aslında hep onlar haklıyıdı. Neden dışarıdan yediğim çoğu şey sağlıksız ama güzel olurdu hep? Anlayamıyordum o zamanlar. Ama malesef insan büyüyor. Büyüdükçe farkına varıyor. "Bunlar sırf kapitalist düşüncelerin bize dayattığı, rant peşinde olup senin sağlığını hiçe sayan firmalar, şirketlermiş ya! vay arkadaş."diye düşünüyor. Haklı ama kaç kişinin böyle düşündüğü ya da kaç kişinin düşündüğünü uyguladığı bir devirde yaşıyoruz? Bir parmağın sayıları yeterli olabilir veriler için. Neyse efenim ne diyecektim ben, şey diyecektim işte bu fast food firmalarının başında gelen bir firma, adını burada verip rencide etmek istemiyorum onu (Mc Donalds), bir bilinçli tüketici, torunsever bir teyzemiz tarafından yapılan araştırma ile yerle bir olmuş, iflas etmiş, batmış, sahibi intihar etmiş demek isterdim ama sadece teyzemiz bir araştırma yapıp bu ve bunun gibi firmaların gıdalarının, ne kadar sağlıklı olduğu araştırmasını yapmış ve ortaya çok ilginç bir sonuç çıkmış. Buradan sonrasını kopyala yapıştır yapacağım gene (ben bunu hep yapıyorum):

Bu hamburger bir sene boyunca bozulmadı!
ABD'li bir beslenme uzmanı, McDonalds'tan aldığı menüyü bir yıl boyunca mutfağında bekletti. Menü neredeyse hiç değişim göstermedi.
Amerikalı beslenme uzmanı Joann Bruso, McDonalds'taki ürünlerde bulunan koruyucu maddelerin çocukların sağlıklı beslenmesi üstündeki etkilerini incelemek için enteresan bir deneye imza attı.ABD, Colorado'da yaşayan Joann Bruso, McDonalds'ın hamburger ve patates kızartmasından oluşan Happy Meal menüsünü, ne kadar sağlıklı olduklarını görmek için, bir sene boyunca mutfağının bir rafında sakladı.
SİNEK VE BÖCEKLER BİLE KONMADI
Menüyü üstünü kapamadan sakladığını belirten Bruso, "Bu dönem içerisinde tabii ki birçok kez camları açık bıraktım. Ama sinekler ve böcekler bu menünün üzerine konmadı. Bu size neyi gösteriyor? Sinek ve böcekler bile bu yiyecek ile uğraşmıyor" dedi.
Sekiz torunu da olan 62 yaşındaki Bruso, sağlıklı beslenme konusunda ebeveynlere tavsiyeler verdiği blog'unda her gün hamburger ve patates kızartmalarının değişimini yazdı.Ancak beklenenin aksine hamburger ve patates kızartması bir sene içerisinde çok az bir değişim gösterdi.
YEMEK DEDİĞİN BOZULMALIDIR
Amerikalı beslenme uzmanı deneyinin, bu gıdaların içinde yer alan koruyucu maddelerin ne kadar güçlü olduğunu ve bunun çocukların sağlığı üzerinde yol açabileceği olumsuz etkileri gösterdiğini söylüyor.
Bruso, "Yemek dediğin bozulmalıdır. Hatta beklettiğin zaman kokmalıdır. Eğer bunlar olmuyorsa, o gıda bozulmuyorsa, bu o gıdanın çocuklar için ne kadar sağlıksız olduğunu gösterir.


18 Mart 2010 Perşembe

Canlı Yayında İşkence

Şiddet insanların içinde her zaman var olan bir duygudur ve aslında bir kıvılcım onu tetikleyebilecek niteliktedir. Bir işkence sahnesi izlerken tüylerimiz diken diken olabilir, nasıl yapabiliyor bunu diye sorgulamaya geçebiliriz, bir kan sporu, köpek dövüşü izlerken insanların sadece kenardan tezahurat etmesi, bir tarafı tutması, şiddete onay vermesi bizi şaşırtabilir bazen ama bazen de biz o şiddetin bir parçası olabiliriz. Biz uygulayabiliriz, çünkü doğamızda bu var.

İşte yapılan bu deney de bunu açık bir şekilde gösteriyor.Aslında bu deneydeki amaç televizyon gücünün gösterilmesi fakat bir yandan da insan içindeki bastırılmış şiddet ve şiddet onayı duygularının açığa vurumu belgelenmiş olunuyor. Yani en azından ben televizyon gücü tarafıyla ilgilenmiyorum. Haberi direkt kopyalıyorum;

Fransa’da "televizyonun gücünün insanlara neler yaptırabileceğine" ilişkin deney, insanların bir yarışma programı uğruna başkalarına fiziksel işkence edebildiğini gösterdi.
France 2 kanalı için çekilen “Ölüm Oyunu” isimli belgeselde, kurmaca bir yarışma programı için stüdyo hazırlandı ve 80 yarışmacı bulundu. Yarışmacılara, sorulara yanlış cevap veren “rakiplerine” elektrik vermeleri söylendi.

Yarışmacıların yüzde 80’i, rakiplerinin çığlıklar atarak yalvarmalarına rağmen elektrik şokunu verdi. Bir deneyin parçası olduklarını bilmeyen salondaki izleyiciler de bu sırada “Ceza! Ceza!” diye bağırdı. Aslında yarışmacıların rakipleri profesyonel aktörlerdi ve elektrik şoku da sahteydi.

Programın yapımcısı Christophe Nick, “Katılımcıların yüzde 80’inin sadist emirlere uyduğunu görünce çok şaşırdık” dedi. Deneklerin yalnızca 16’sının emirlere uymayı reddettiğini söyleyen Nick, diğerlerininse, rakiplerine 460 volta kadar elektrik verdiğini belirtti. Aktörlerin yardım çığlıklarının ve öldüklerinin sanılması için tamamen susmalarının da yarışmacıları durdurmadığı görüldü.

Belgesel ekibinde yer alan psikolog Jean-Leon Beauvois, amaçlarının televizyonun manipülatif gücünü göstermek olduğunu belirterek, “Televizyon gücünü kötüye kullanmaya karar verirse herkese her şeyi yapabilir” dedi.

Yeni Bir Saldırı Biçimi

Barut icat oldu mertlik bozuldu diye bir atasözü vardır ya, aslında bu olayın barutla falan alakası yok. Bu olay direkt insan vücudu ile alakalı.

Kahramanımız İskoçyada evinde zerhoş bir halde kız arkadaşıyla kavga ediyorken polis olaya müdahale için eve giriyor. Eve girdiklerinde gördükleri şey ise üzerinde sadece donu olan zerhoş bir adam. Bu arada olaya müdahale eden polis de bir bayan olunca adam öyle bir saldırı biçimi uyguluyor ki anadan üryan.
Cinsel organı ile saldırıyor polise, onunla dövmeye çalışıyor,gazeteyle döver gibi vuruyor herhalde. Ama saldırıyor aga. Yapıyor bunu. Yeni bir saldırı biçimi geliştiriyor karşı cinsler için. Belki ilerki dönemlere miras kalacak bir saldırı ama normal kafayla yapılamayacak türden.
Daha sonra tabi arkadaşı mahkemeye çıkarıyorlar ve diyor ki çok zerhoştum hatırlamıyorum fakat yapmış olabilirim. İşte kendinden kuşkusu yok, kafam iyiyse yapmışımdır abi diyebiliyor ve para cezası ile yırtıyor.

Olaydan çıkarılacak sonuç ne?
Asla sarhoşken eve kadın polis sokmayın!Sonra neme lazım, her şey olabilir.

16 Mart 2010 Salı

Fotoğraflar Ölümsüzdür

Fotoğraflar ölümsüzdür cümlesini türeten biz ölümlüler, her fırsatta yeni bir ölümsüzlük yaratmak için basarız deklanşöre. Yani en azından çoğumuz basar. Bu komik bir an, güzel bir an, hüzünlü bir an, kofi an nan olabilir. Ama işte bu abimizin yaptığı gibi bir anda ölümsüzleşmek her kişinin aklına gelmez, hele öyle bir durumdai kimse düşünmez böyle bir şeyi.

Yer: Fethiye
Mekan: Ganyan Bayiisi çıkışı
Tarih: 16 Mart 2010
Zaman:14:30 ve civarı
Kişi: Mustafa Yeni
Yaş:42

Bu bilgilerin de yardımıyla olayı çözüyoruz. Mustafa bey her gün yaptığı gibi at yarışı kuponunu yatırmak suretiyle ganyan bayiine gider. Büyük bir ihtimal Mustafa beyin atına atılan laftan ötürü bir kavgadır çıkar ve Mustafa bey bıçaklanarak yaralanır. Olayı vatandaşlar ayırır. Ambulans, sağlık ekibi ve birkaç gazeteci olay yerine gelirler.

İşte tam bu sırada kendisini görüntülemek isteyen gazetecilere dönüp "Olayı ölümsüzleştirmek istiyorum" der ve 3'ten geriye doğru sayarak hareketini çeker, ambulansa binip gözden kaybolur. Bu olay çevredeki vatandaşlar tarafından tabi kahkahalarla karşılanır. Ama asıl soru şudur ki, abi o halde nereden geldi bu aklına? Kafan mı iyi? Ne biçim bir kimyasal aldın? ya da Fena mizah anlayışın varmış abi, büyüksün!

İşte bahsi geçen fotoğraf, tabi sansür engeline uğramış yapacak bir şey yok.

15 Mart 2010 Pazartesi

Poz Kesen Penguenler


Penguenlerin de fotoğraf çekilirken insan gibi poz verdikleri saptanmış. Yani "İnsan gibi dur beş dakka" cümlesindeki insan gibi değil normal kanlı canlı insan gibi.

Ama bunu araştırıp soruşturan bir İsveçli Bilim Adamları topluluğu yok. Bu sadece bir fotoğrafçının "lan acaba?" görüşünü mübağla yapmayı abartma derecesine getirerek haber yapan Daily Telgraph'ın haberi ki bu haberi bir de Radikal gibi bir gazetemizin internet sayfasında görüyorum. "İşte habercilik bu!" dedikleri bu olsa gerek diyorum içimden.

Olay da şöyle cereyan ediyor; fotoğrafları çeken kişinin ağzından yazılmış burası "Hava çok soğuk ve gün bitmek üzereydi. Penguenlerin bulunduğu yere gittiğimde çok samimi görünen bir dişi ve bir erkek penguen dikkatimi çekti. Birbirleriyle gerçekten çok yakındılar ve birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Yanlarına iyice yaklaştım ve bir kare almak için tam karşılarında durdum. Gagalarıyla birbirlerinin tüylerini düzeltmekle pek meşguldüler. Daha sonra döndüler ve doğrudan bana baktılar. Fotoğrafta güzel çıkmaya çalışan bir çift gibi fotoğraf çekmem için hazırlanıyor gibiydiler. " Baak! Ya adam böyle sandı diye bu haberi niye yapıyorsun ey Deyli telgıref hadi o yaptı sen niye yapıyosun Radical? Ee madem onlar yaptı, al bende yaptım. Nolacak şimdi?

Penguenler fotoğraf çekilirken poz veriyor imiş. Kim araştırdı? Kimse. Ee nasıl biliyoruz? Herifin biri öyle sanmış. Haaa!Tamam o zaman.

Yılın Felaket Filmi "Something Happened"

Bobiler.örg'ü artık bilmeyenimiz kalmadı. Gerçekten çok başarılı işler var sitede. Her girdiğimde baya gülüyorum ve aynı zamanda çıkamıyorum. Evet giren çıkamıyor o siteden. Kanser gibi sarıveriyor bütün vücudunuz buna da bakayım şuna da bakayım atabet-ül hakayık derken anlıyorsunuz ki kitlenmişsiniz. Hatta sizinle beraber başkaları da varsa onlarda yanıp kül oluyor.

Bobilerin ekibinden en çok sevdiğim Educatedear lakaplı kişilik, çok iyi video editleri yapmakta. En sonuncusu olan Something Happened da buna bir örnek. Baya bir güldüm izlerken ama gene de eksikliğini hissettiğim birkaç karakter yok değil. Mesela artiz ne arar bazarda diyen amca ne bileyim İstanbulun gerçek fatihi falan bunlar da lazım gelirdi. Artık inşallah ikinci filme. Sözü geçen filmin fragmanıyla sizi baş başa bırakırken sizi baş başa bırakıyorum.

Eğlenceli Bir Oyun


Quest For The Rest yani Türkçe meali ile ki meal bile Türkçe bir kelime değilken nasıl olacaksa bu işler, "Gerisini Ara-Bul" isimli bir oyun bu oyun. Stumbleupon sağolsun. Orada dolaşırken denk geldi gayet vakit öldürücü ayrıyetten beyin çalıştırıcı bir oyun. Amaç ortamdaki nesnelerle, nesne dediysem ağaç, kuş, böcek denizaltı,denizseki, gibi şeyler, o bölümden bir an önce kurtulup diğerine geçmek. Yani bir nevi adventure tarzı bir oyun. Oyunun prodüktörlüğünü İskender Paydaş yapmış. Aynı zamanda Serdar Ortaç 7 notadan oluşan müzik bilgisi ile oyunun müziklerine el atmış. He he esprilere bak. İğranççç! Neyse efendim çok uzatmadan oyunun linkini vereyim de buyrun oynayın, çözün bulmacaları.

Aga Bu Nedir?


Gün geçmiyorki yeni bir sanatçı bize youtube'tan ulaşmasın. İşte o sanatçılardan biri de aramıza yeni katılan "Tıvorlu İsmail". Tıvor nerde bilmiorum ama heralde zamanında Thor'un yaşadığı bölgelerden biri olabilir. Çünkü arkadaşın bu devirden olmadığı her halinden belli. Yontma Taş Devri bile yanında rönesans geçirmiş gibi kalabilir. Ama yine de bu özgüveni tebrik etmek lazım. Belki de özgüven çizgisini biraz aşmış deliye vurmuş olabilir kendini. Bilinmez. Ama benim puanım dokkuz kanka!

14 Mart 2010 Pazar

Central Intelligence Agency Sen Neymişsin?

Olaya bak ya adamlar deney yapıyor. üstelik gidip bir köyü seçiyorlar. milleti öldürüyor, delirtiyorlar. Sonra hiçbir şey olmamış gibi basıp gidiyorlar. Millette ne oldu lan acaba diye kafa yoruyor. Yok yemektendir, yok ottandır diyorlardır eminim. Türkiye'de olsa zaten düğün yemeğinden olmuştur derdi herkes. Haberi direkt kopyala yapıştır yapıyorum alt tarafa;

Fransa'nın güneyindeki bir köyde yaşayanlar 60 yıl önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başladılar. Bazılarının sonu akıl hastanesinde bitti, bazıları ise yaşamını yitirdi. Olayın arkasında CIA çıktı.
Amerikalı bir gazeteci tarafından yeni yapılan bir araştırma sonucunda 60 yıl önce Fransa'da bir köyün sakinlerinin CIA'nın deneyi sonucunda çıldırdığı öne sürüldü.

Araştırmaya göre, CIA, köylülerin ekmeğine halüsinasyon ve histeriye yol açan LSD kattı.

16 Ağustos 1951'de yaşanan ve 'lanetli ekmek' (Le Pain Maudit) olarak tarihe geçen olayda beş kişi öldü ve yüzlerce kişi korkunç halüsinasyonlar görerek çıldırdı.
Ancak gazeteci H.P. Albarelli, yaptığı araştırma sonucunda elde ettiği belgelere dayanarak, CIA'nın LSD'nin etkilerini test için bu olaya yol açtığını söyledi. Gazeteciye göre CIA'nın suistimallerine dair 1975 tarihli bir Beyaz Saray raporunda bu olaya atıfta bulunuluyor.

Gazeteci, olayın CIA’in “zihin kontrolü” kapsamında yaptığı bir deney olduğu iddiasını ortaya attı. Buna göre, CIA, köyün ekmeklerine bilerek “LSD” adı verilen sentetik uyuşturucu katmış ve neler olacağını görmek istemişti. Albarelli’ye göre bu deney ABD ordusunun Özel Operasyonlar Birimi tarafından yapıldı.

Fransa'nın güneyindeki Pont-Saint-Esprit'te meydana gelen olayda köylülerden biri yılanların onu yediğini düşündüğünü söyledi. Halk polise, sürekli ejderha gördüklerini, kendilerine saldırdığını söylüyordu. Bir çocuk bıçakla büyük annesine saldırdı. Bir diğeri, “Ben uçağım” diyerek kendini ikinci kattan aşağı attı. Doktora koşan biri ise, “Kalbim çıktı, ne olur yerine takın” diye yalvardı. Sokaklar çıldıran insanlarla doluydu. 5 kişi öldü, 300 kişi yaralandı. 50 kişi aylarca tımarhaneye kapatıldı. Uzmanlar, bu olayın, ekmeğin içinde uyuşturucu etkisi yapan bir yaban mantarının neden olduğunu söyledi.

Olayın mağduru köylüler şimdi daha fazla cevap istiyor. 71 yaşındaki Charles Granjoh, "Neredeyse ölüyordum ve bunun nedenini bilmek istiyorum" diyor. (Kaynak: Radikal)

11 Mart 2010 Perşembe

Belge Seli

Fazla belgesel izlediğimi söyleyemem ama hayatımda bu kadar kısa ve bu kadar açıklayıcı bir belgesel izlediğimi hatırlamıyorum. Midye yemedim hiç, yemeyi de planlamıyorum ama midye satıcılarının hep Mardinli olduğu zamanında benimde dikkatimi çekmişti. Nasıl mı? E ben yemiyorum diye arkadaşlarım da mı yemeyecek aga. Neyse lafı uzatmayacağım zira belgesel kısa.


Dikkat Zerhoş


Romanya'da Pecica kasabasında sokaklara "Dikkat Sarhoş Çıkabilir" levhaları dikilmiş. Çünkü bu kendini bilmez zerhoşların "öpüjjeem, abiicimm, ben sürrjem,seviiyorm ulan!" gibi sözlerin ağırlığı ile yerlerde sürünmeleri, yol ortasında sızıp kalmaları birçok trafik kazasına neden oluyor imiş.

Belediye başkanı da bakmış olmuyo "Zamanında Almanya'da görmüştüm, ama çok zerhoştum hatırlamıyorum. Kadının az kalsın plağı çıkıyodu" gibi kesik kesik gelip giden hafızasından hatırladığı kadarıyla böyle bir levha olayını kasabasına getirdiği söyleniyor. Üstün Alman teknolojisi işte. Adamlar zerhoşlar için bile levha koymuş. Bizde olsa yer mi? Yemez aga. Kızgın bi hacı amca ders verme amaçlı o levhaların yakınlarına pusulanıp bir kaç zerhoş bacağı çiğneyebilir. Olur bu. Söylemedi demeyin!

10 Mart 2010 Çarşamba

Viral Potansiyeli

Bu videoları izleyeli 3-4 yıl olmuştur ama hala aklımda aynı fikir dönüp durmakta. Neyden bahsediyorum? Tabi ki Çenekafalar'dan bahsediyorum. Bu zamana kadar birçok internet videosuna maruz kaldım, kaldınız, kaldık. Ama aralarında çıkan en orijinal çalışmalardan biri bence Çenekafalar. Güzelce yazılmış, canlandırılmış ve çok güzel çok orijinal bir "çeneye surat çizme" fikri ile hayata geçirilmiş "Celal Abi ve Fiko"nun 4 farklı hikayesinden oluşan bir çalışma.

Ama hala düşünüyorum da, bu kadar sevilen bir sürü kolpa kopyası çıkan Çenekafalar fikrini neden kimse görüpte bir viral olarak ya da bir tv reklam kampanyasında kullanmadı. Bence çok akılda kalır ve eğlenceli bir çalışma olurdu, yanlış mı düşünüyorum acaba. Neyse sizi, eğer izlemediyseniz ya da tekrardan izlemek istiyorsanız, videolarla başbaşa bırakıyorum. Uyarırım +18'dir!





9 Mart 2010 Salı

Ekonomiye Can Verenler ve Cansever


Zabah zabah okuduğum haberin yazıya dökülmesi gerektiğine şimdi karar verdim nedense. Nedeni belli aslında.

Şimdi bu yunanistan'ın düşmüş olduğu parasızlık, hakir durum, kepenk kapatma olaylarının ardından bir anda yunan gündemine pop yıldızları Julia Alexandratou'nun porno filmi düşmüş ki ne düşmüş. Bu kadının bilgisi dahilinde zamanında çekilen bu vidyo piyasaya 20 avrodan sürülmüş ve bir haftada 200 bin satmış vayhh ekonomiye can vermiş bir anda.
acaba gerçekten ekonomiye can verme amacı mı yoksa ilk ben izleyim amacımı güdülmüş tam olarak bilmiyorum ama o illaki o hafta içinde nete düşecekti ve prodüksiyon ürünü bir şey olmadığından indirip izlerdin arkadaş niye para verdin?

Yani illa ekonomiye can vereceniz o zaman gidin o ortalığı kasıp kavuran sanatçınız Eleni Karaindrou'nun albümlerini alın, her zaman muhteşem albümler yapan Rotting Christ'in albümlerini alın ya ne bileyim gidin sirtaki albümleri alın, gidin o muhteşem yönetmeniniz Theodoros Angelepoulos'un filmlerinden satın alın arkadaş. Demek ki dünya kadar sanat eserin olacağına fındık kadar bilmem neyin olsun her zaman köşesin. Bu mu? Helal olsun! Bunu bir daha kanıtladınız.

Cansever diye bir arabeskçimiz mevcuttu bizim o aklıma geldi birden hazır başlığa yazmışken eğer bizi izliyorsa ona da burdan selamlarımı iletiyorum.

6 Mart 2010 Cumartesi

Progresif Amca

Abinin tam olarak hangi konuya değinmek istediği ayrıntılarda gizli olabilir fakat o kadar gizli ki bulamıyoruz resmen. Belki de bir NSA çalışanıdır dış mihraplardan, amacı da bizim beynimizi yakıp ülkemizi ele geçirmektir. Bu kadar progresif olmuşsun bari bi müzik grubu falan kursaydın adını da koysaydın sinop tiyatır, çok tutardın vesselam. İşte o görüntüler sayın seyirciler: