rss
twitter
facebook
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010 Cuma

Gerdirirken Düşündürür-13 Tzameti






29 Mart 2010 Pazartesi

O Kadar Film Yap 1 Kişi İzlesin

O kadar film çekiyorsun, milyon dölerlar harcıyorsun 1 kişi izliyor ya 1. Hayır yani filmin kadrosunda bilinmedik oyuncular da yok. Uma Thurman,Jodie Foster,Minnie Drive gibi bilinen yıldızlar var. Ama genede gelen kişi 1. Anlamak güç neden çünkü Ali Taran'ın filmi bile izlendi bin küsur kişi tarafından 1 gün içinde.
Olay da şu, Uma Thurman'ın başrolünde olduğu Motherhood isimli film Mart ayı başında Londra'da vizyona giriyor. İlk haftasonu yaklaşık 10 seyirci çekerek 88 sterlin gibi muazzam bir hasılat elde ediyor. Ardındaki pazar günü hasılat sadece 9 sterlinde kalıyor. Neden? Çünkü 1 kişi izlemiş aga 1. Aslında bütün suç dağıtımcı firmanınmış çünkü adamlar Londra'da tek bir salonda gösterime sokmuşlar filmi ki millet merak etsin aga bu ne böyle sadece bir salonda var desin. Ama fena patlamışlar işte. Ne zor...

21 Mart 2010 Pazar

Kısa Film Festivali Programı

Sinemanın adeta minimalize edildiği kısa metraj filmler amatör genç sinemacılar kadar, sinema tutkunları için de ayrı bir öneme sahip. Türkiye’de kısa filmciliğin ve kısa film çekme çabalarının başarıya ulaşmış örneklerinin ekrana geldiği programda kısa filmler senaryo aşamalarından, yapım ve çekim aşamalarına kadar bütün yönleriyle ekrana geliyor. Çekilen filmlerin emekçilerinin de programa dahil olduğu Kısa Film Festivali Her Pazar 17:50 de Ülke TV'de sevenleri ile buluşuyor.

Eğer sizinde kısa filminiz var ve daha çok kişiye ulaşmayı düşünüyorsanız programın Facebook grubuna buradan katılıp filmlerinizi paylaşabilir veyahut kisafilm@ülketv.com.tr adresine filmlerinizi mail olarak gönderebilirsiniz.

Umarım böyle programlara her kanalda yer verilir.


17 Mart 2010 Çarşamba

Los Lunes Al Sol


Los Lunes Al Sol yani Türkiye'deki vizyon adıyla Güneşli Pazartesiler. Ölmeden izlenmesi gereken ilk 10 film diye bir liste varsa eğer ilk sıralarda yer alması gereken bir film o. Siz anlayın artık, nasıl bir film olduğunu.

Filmin konusunu kabaca anlatacak olursam, İspanya'nın endüstrisi gelişmiş bir liman kentinde tersanede çalışan Santa ve 5 arkadaşı, yapılan grevden sonra işten çıkartılır. Rico, aldığı tazminat ile "Tersane" isimli bir bar açar ve bütün arkadaşlar bu barda vakit geçirmeye, birbirlerinin düşlerini paylaşıp, sıkıntılarını gidermeye çalışırlar.Bir diğer yandan ise yeni iş arayışları sürekli devam etmektedir.

İşsizlik, orta yaş bunalımı, yalnızlık, arkadaşlık,isyan gibi temalar filmde öyle bir dille verilmiş ki filmi izlemiyor da yaşıyorsunuz adeta diyebilirim.
Olayların sıradanlığı, repliklerin sadeliği ama çok derin duygular içermesi, insanın kendini o karakterlerden birinin yerine koyabilmesini sağlıyor. Çünkü aslında insan kendisiyle aynı ya da benzer bir karakteri görüyor karşısında, o karakterle benzer dertlere veya heyecanlara sahip, onunla aynı isyankar tavır içerisinde, o da hayatının belli bir döneminde o karakterlerin hissettiği gibi hissetmişti. Yani tam manasıyla ayna gibi bir film.
Filmi izlerken ki ruh halim bittikten sonraki ruh halimle aynı değil ama benzer özellikler taşıyordu. Aslında insan böyle filmler izledikten sonra oturup sorguluyor bir şeyleri, kendini, kendi dışındakileri, daha farklı bakabiliyor ya da bakmak isteği duyuyor çünkü bu filmler ona kendi hayatından kesitler verip, hayatını daha iyi yapmak için bir fırsat sunuyor . Ben de bu söylediklerimi uygulayanlardanım. Farklı bakan ya da bakmaya çalışan ya da farklılaştırmaya, iyileştirmeye çalışan biri. Galiba...
Ayrıyetten Javier Bardem'in sergilemiş olduğu oyunculuk muhteşem ötesiydi. Bunu da belirtmeden yapamıyacağım. 10 üzerinden atlayıp 11'e basacak bir oyunculuk. İzleyin, mutlaka!

Aslında filmin bütün büyüsü bu soruda belli ediyor kendini:

-Que dia es hoy?

Beş Saniyelik Filmler

Yani orijinal adıyla 5 Second Films ile, o meşhur işe geç kalma isyanı filmi "Late For Work" ile tanışma fırsatı bulmuş idim ve böyle videoların devamı da mı var imiş diye şaşırmıştım. Siteye girdiğimizde 5 saniyeden oluşan hiper kısa ve eğlenceli birçok film ile karşılaşıyoruz. Daha ne açıklayayım bilemedim.
Buda site adresidir, duyurulur! : http://5secondfilms.com/
Buyrun örnek teşkil olsun diye bir tanesini sizlerle paylaşayım.

16 Mart 2010 Salı

Krotki Film o Zabijanui

İngilizce tercümesiyle A Short Film About Killing/Thou Shalt Not Kill yani 10 Emirden biri olan Öldürmeyeceksin maddesi.
Polonyalı dahi yönetmen Krzysztof Kieslowski'nin dekalog serisinin beşinci filmi. 10 emirden hareketle yazmış olduğu 10 kısa filmin ikisini uzun metraj çekmeye karar veren yönetmen bu iki seçiminden birini bu film, diğerini ise Krotki Film o Milosci/A Short Film About Love filmi için kullanmış.
Evet bu filme gelirsek, filmde ölüm, şiddet ve sosyal değerler bütün çıplaklığı ve sadeliği ile vurgulanıyor. Filmde işlenen bir cinayet ve cinayet sonrası idama mahkum edilen bir adamın hikayesi çok etkili bir şekilde yansıtılmış. Aslında ben filmi izlerken olay henüz cinayete gelmeden o sinir olduğum taksi şoförünün başına bir şey gelmesi için dua etmiştim ve geldi. (aha spoiler!)
İzlediğim ve rivayete görede aynı şekilde olduğu düşünülen, en uzun cinayet sahnesiydi. Aslında cinayeti bir bakıma size de işletmeye çalışmış yönetmen. Böylelikle o "Öldürmeyeceksin" emrinin ehemmiyetini vurgulamış. Tabi olay bu cinayetle bitmiyor. Ardından idam mahkumu bir katilin psikolojisini yaşıyorsunuz. Yaşatıyor. Onun o çaresizliği, din adamıyla konuşması, kafasındaki soru işaretleri hepsi o kadar adım adım işlenmiş ki benim de içime aynı şekilde işledi ve sonunda "Öldürmeyeceksin" emrinin sadece birey için değil devlet için de gerekli olduğunu bangır bangır bağırırcasına yapılan bir idam. O hüznü yaşamada ki doruk noktanız.
Her canlı ölümü tadacaktır, her insan.Tamam ama önce her insan bu filmi izlemeli daha sonra tatmalıdır ölümü.Tabi diğer filmleri de izlemeli ama ilk sıraya bunu koymalı.

15 Mart 2010 Pazartesi

Sinema Tarihinin İlk Filmlerinden


Dünya sinema tarihinin ilk bilim kurgu filmi olma özelliğini taşıyan, 1902 yapım yılına sahip, George Méliès'nin Herbert George Wells'in "First Men In The Moon" adlı eserinden senaryolaştırdığı, orjinal ismi "Le Voyage Dans La Lune" olan film.

Filmin konusu: Bir grup bilim adamı büyük bir top mermisiyle aya gitmeye karar verir. Ayda karşılaştıkları garip yaratıklar tarafından esir alınır ve ardından kaçarak dünyaya geri dönerler. Kamera hileleri açısından zamanına göre mükemmeldir. Sinemada yaratıcılık temelinde ilk filmdir. Kendisinden sonra yapılan bir çok filme öncü olmuştur.günümüzde hala bu filme göndermeler yapılmaktadır,özellikle de insan suratına bürünmüş ay figürüne karşı.

İşte o film.

14 Mart 2010 Pazar

Ermenistan-Türkiye Sinema Platformu’ndan Çağrı!


Geçtiğimiz yıl Nisan ayında Anadolu Kültür ve Uluslararası Altın Kayısı Film Festivali (Ermenistan) öncülüğünde kurulan Ermenistan-Türkiye Sinema Platformu kapsamında, ortak yapıma uygun dört kısa film (kurmaca, belgesel ve animasyon) projesine maddi destek sağlanacak.

Ermenistan ile ilgili bir film yapmak isteyenler, ortak yapıma uygun bir senaryo fikri olanlar, Ermenistan ve Türkiye’de kurulacak ortak bir ekiple çalışmak isteyenler, 8–10 Nisan tarihleri arasında, İstanbul Film Festivali ile eş zamanlı düzenlenecek atölye çalışmasına başvurabilirler. Atölye sırasında, Ermenistan’dan ve Türkiye’den proje sahiplerinin birlikte çalışmalarıyla ortak projelerin şekillenmesini ve atölye sonrasında ortak değerlendirme komitesi tarafından seçilecek olan dört projenin çekimlerinin desteklenmesini hedefliyoruz.

Başvuru formunu doldurarak, 22 Mart 2010 Cuma günü mesai bitimine kadar Sibil Çekmen’e iletebilirsiniz.
sibilcekmen@anadolukultur.org

Crazy Heart


Jeff Bridges'a karşı her zaman sempati beslemişimdir.Hatta The Big Lebowski'den sonra bu sevgi daha da artmış, tavan yapmıştır bende. Babam gibi severim neredeyse kendisini. Geçtiğimiz günlerde En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını almıştı,onun almasını o kadar çok istiyordum ki, o kazanınca onun kadar sevindim.(yok bu fazla abartı oldu ama baya sevindim.)
Crazy Heart'ı yeni izleme fırsatı buldum, izlemeden önce geçtiğimiz senenin Wrestler'ının hikayeseni bu sefer bir şarkıcı üzerinden anlatmışlar gibi yorumlar okumuştum ama izledikten sonra kesinlikle öyle olmadığını söyleyebilirim. Bir kere sadeliği ve durgunluğuyla bile Wrestler'ı katlayacak bir film. Filmde tekrar güzel şeyler yaşamak isteyen hayata asılmak isteyen bir country şarkıcısının dokunaklı öyküsü anlatılıyor. Kendini alkole vermiş, 20 küsur yıldır çocuğunu görmemiş, eski eşinin halinden bir haber olan ve artık müzik kariyerinde de batmaya doğru ilerleyen bıkmış bir adamın tekrar aşkı bulması ile arınmaya başlaması, hayata tutunması ve müzikal anlamda da iyi şeyler yapmaya başlaması söz konusu oluyor. Yani izlerken başlarda üzüldüğünüz adam adına sonraları yavaş yavaş mutlu oluyorsunuz.
Filmin müziklerine gelince Jeff Bridges'ın bu kadar güzel bir sesi olduğunu bize daha erken göstermeleri gerekirdi yapımcıların. Ayrıyetten Collin Farrel için de aynı şeyi söyleyebilirim. Country için biçilmiş kaftan sesleri varmış ikisininde. Besteler de çok güzel olunca süper bir soundtrack albümü çıkmış ortaya ki o da en iyi müzik ödülünü almadan edememiş. Tabi ki hakkıyla.

Neyse efendim şöyle biraz rahatlamak, biraz burulmak, biraz eğlenmek istiyorsanız bu filmi mutlaka izleyiniz. Bi' kere Jeff Bridges var, sırf onun için bile izlenir. Selamethle...

13 Mart 2010 Cumartesi

"Devletin Kürt Filmi"nin Filmi Geliyor


Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla asker ve bürokratlardan oluşan devlet erkanı oturup bir ‘Kürt filmi’ yapmaya karar verdi.
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla asker ve bürokratlardan oluşan devlet erkanı oturup bir ‘Kürt filmi’ yapmaya karar verdi. Bayrağın yerini ve askerin elbisesinin beğenmeyen devlet, filmi bitirmek için üç ay hedef koydu, ancak 3 yılda bitirilebildi. Sipariş üzerine filmi yapan yönetmen dahi soruşturmalık oldu. Film için örtülü ödenekten 102 bin dolar harcandı, ancak bu sefer de zamanı beğenmeyen devlet, filmi izlemeden rafa kaldırdı. Gazeteci Belma Akçura tarafından kitaplaştırılan, trajikomik bir Türkiye hikayesi olan “Devletin Kürt Filmi”nin başına gelenler Yönetmen Sırrı Süreyya Önder tarafından beyazperdeye aktarılıyor.
YÖNETMEN SORUŞTURMALIK
1999 yılında Kürtleri hatırlayan devletin MGK kararıyla Kürtleri anlatmak için bir propaganda filmi yapmak için kolları sıvamasıyla, geriye tam da “Türkiye’de olur” dedirten yayınlanmamış bir film ve harcanan 102 bin dolar bıraktı. Başına gelmeyen kalmayan ‘Devletin Kürt Filmi’nin hikayesi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin ardından başladı. MGK’de asker ve siyasetçiler tarafından alınan bir kararla PKK’ye karşı
‘antipropaganda’ içerikli bir film yapılması kararlaştırıldı. “PKK’nin Avrupa’da muhatap bulma ve siyasal kimlik kazanmasına engel olmak” amacıyla görevlendirilen asker ve bürokratlar “Terör çıkmazı” ismi verilen belgesel film hazırlamak için kolları sıvadı. Üç ayda bitirilmesi planlanan film “Türk bayrağı neden Anıtkabir’in önünde değil de arkasında, askerlerin üstü niye temiz” gibi asker ve bürokratlar arasında fikir ayrılıkları nedeniyle ancak 3 yılda tamamlanabildi.
Ancak bu defada ‘Koşullar ortadan kalktı’ gerekçesiyle film rafa kaldırıldı. Hiç izlenilmeden rafa kaldırılan bu devlet projesi için örtülü ödenekten aktarılan kaynak ise 102 bin doları buldu. Propaganda amacıyla hazırlanan filmi, devlet görevlilerinin siparişi üzerine yapan Mukadder Kızılca, bile film nedeniyle güvenlik soruşturmasından geçirildi.
TRAJİKOMİK FİLMİN FİLMİ ÇEKİLECEK
Bu kadarına da pes dedirten bu olay, Gazeteci Belma Akçura tarafından “Devletin Kürt Filmi” ismi ile kitaplaştırıldı. Kitabın konusu olan yayınlanmamış filmin hazırlanma hikayesi, bu sefer bir başka filme konu oluyor. Yönetmen Sırrı Süreyya Önder, bu trajikomik hikayeyi, beyazperdeye aktarmak için hazırlıklara başladı. Filmin hazırlıkları hakkında konuşan Ünlü Yönetmen Sırrı Süreyya Önder, kitabın özellikle bir yanına dikkat çekiyor. O da, Akçura’nın “Devletin Kürt Filmi” kitabının cumhuriyetten bu yana aşağı yukarı bütün kurum, şahıs, parti ve örgütlerin Kürt meselesi hakkında hazırladıkları raporları bir araya getirmiş olması. Ancak kitabı eline aldığında Önder’i heyecanlandıran asıl kısım, hazırlanan belgesel film ile ayrıntıların sunulduğu bölüm olmuş.
Kitapta anlatılanlara göre, Abdullah Öcalan Suriye’den çıkarılmasının ardından MGK Öcalan’ın yurt dışından iadesinin ne şekilde isteneceği konusunda acil gündem maddesi ile toplanıyor, toplantıya katılan üst düzey görevlilerden biri “Çağın algısının değiştiğini, yurtdışında Türkiye’deki karakol ve mahkemeyi kapsayan hukuksal sürecin çok da ciddiye alınmadığını, bu yolun izlenmesi halinde sonuç alınabileceğine inanmadığını” belirterek, algıyı değiştirmek amacıyla film çekme fikrini ortaya atıyor.
BÜROKRASİ ÇIKMAZINDAN ÇIKAMADILAR
Önder filmin hikayesini şöyle anlattı: “Amaçlanan proje uyarınca devlet bir film çektirirse neler olur, bunun bütün aşamalarını bu filmde kolaylıkla görüyoruz. Önce bir senaryoya ihtiyaç duyuyorlar. Bu senaryoyu yazmak için de önce bir komisyon kurduruyorlar. Bu komisyonda devletin etkili ve yetkili kurumlarından 10-11 temsilci var. Bu temsilciler, kısa sürede bitirmek konusunda görüş birliği içerisinde oldukları filmin sırf senaryosunu 2.5 yılda halledemiyorlar. Çekilmesi planlanan 15 dakikalık bir film için örtülü ödenekten 102 bin dolar bu projeye tahsis ediliyor. Filmi tam da bu noktadan yakaladığınızda yani filmin yapım aşamasını okuduğunuzda Türkiye’de egemenlerin Kürt meselesine bakışlarını ve savaştan beslenen zihniyetlerini bir laboratuar gibi eğilimleri, refleksleri, tepkileri, menfaatleşmeleri, yer yer ahmaklıkları bütün her şeyiyle ortaya çıkıyor.”
Önder’in bu hikayeden çıkardığı sonuç şu; “Bunun filmi olur”. İki buçuk yılda bitirilemeyen, bitirildiğinde ise yayınlanmayan belgesel film süreciyle ilgili bütün ayrıntıların, çekmeyi planladığı filmde yer bulacağını ifade eden Önder’e göre “Bu tarz çalışmaların en büyük kıymeti, gerçeği referans alma noktasından ayrılmamak, gerçeğe duyulan sadakat. Bunu yapmazsanız bu çalışma değerinden kaybeder.”
Devlet tarafından çekilen filme tercih edilen isim “Terör Çıkmazı” idi. Önder ise, Akçura’nın kitabı için seçtiği ismi de andırır biçimde çekilecek olan filme “Devletin Kült Filmi” demeyi düşünüyor ama henüz son kararı vermemiş. Önder’in şu an için yaşadığı sıkıntı da filmin hikayesine benziyor: “Korkarım çekmeyi planladığım filmin akıbeti de devletin çekme süreci gibi olacak. Çünkü normalde, 3-4 ay önce çekmeyi planlıyordum, fakat şimdi Maraş katliamı ile Berlin Duvarı’na gecekondu yapan bir göçmenin hikayesi de beni zorlamaya başladı. Her üçü de önemli olan bu hikayelerden birine başlayacağım ama bu ülkede sinema pahalı bir sektör, yapımcıları hangisini ikna edebilirsen önce onu çekeceğim. Üçüne de aşağı yukarı hazır bir noktadayım.”

Kaynak: DİHA

9 Mart 2010 Salı

Dokunaklı Bir Hikaye "Uzak İhtimal"


Bir filme bir isim bu kadar yakışır diye cümleye girmek istiyorum hemencecik. Hüzünlenmek istiyorsanız hüzünleneceksiniz emin olun. Yapmayın başında sıkılıp hemen kapatmayın. Düşünün. Bir müezzinin bir rahibeye aşık olduğunu düşünün. Hem de o rahibenin kapı komşusu olduğunu düşünün. Hem de bunun İstanbul'un muhteşem görüntüleriyle kültür beşiğiyle dinler beşiğiyle anlatıldığını düşünün. oyuncuların olabildiğine sade olduğunu fark edin. Bir kere kendinizi o durumda düşünün. Ne yapardınız?
Afişinde yazan bu söylem de kısaca ne olduğunu bize anlatır nitelikte zaten: "Söyle Tanrın Kimse Ona Tapayım"

38. Hollanda Rotterdam Film Festivali En İyi Filmi ödülüne ve birçok farklı festivalde birçok farklı ödüle layık görülen bu film gönüllerinizin ödülüne de layık, bundan şüpheniz olmasın.

7 Mart 2010 Pazar

Kısa Film Sineması


Kadıköy'de bulunan Nazım Hikmet Kültür Merkezi her hafta çok güzel bir etkinliğe imza atıyor. Kültür merkezinin Yılmaz Güney Salonu'nda gerçekleşen etkilikte her Pazar belirli sayıda kısa film meraklısıyla buluşuyor. Kısa film ile ilgilenenlerin kaçırmaması gereken bu fırsata katılmak ise çok kolay. Katılım şartları için merkezin sitesi olan: http://nazimhikmetkulturmerkezi.org/kisa.html adresinden bilgi alınabilir. Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız Pazar günleri kültür merkezinde vaktinizi çok güzel bir şekilde geçirebilirsiniz. Çok da güzel bir çay bahçesi olan merkezi herkese tavsiye ederim. Çayı güzeldir ha, hele bir paçanga böreği vardır ki off.

Adres Soran Adam

Bu kısa filmi 3-4 sene önce izlemiştim çok da hoşuma gitti açıkçası. Uzun metrajı yapılsa daha da dallanıp budaklansa daha iyi olur diye düşünüyorum zira konu harbiden çok eğlenceli aga. Buyrunuz eskilerden geliyor "Adres Soran Adam"

Vicdan Konulu Kısa Filmini Çek Uzun Metraj Olsun


Vicdan Filmleri projesi katilimcilarini bekliyor.

Uluslararası Hrant Dink vakfinin duzenledigi Vicdan Filmleri projesine son katilim tarihi 31 Mart 2010'a, jurinin belirledigi 20 filmi aciklama tarihi de Haziran 2010'a alinmisti. Proje gonulluleri, Vicdan filmleri projesinin katilimcilarini bekledigini bir kez daha hatirlatmak istiyorlar.

Vicdan Filmleri Turkce, İngilizce ve Ermenice olmak uzere 3 ayri dilde icerige ev sahipligi yapacak. Tum kisa filmler ayri ayri halk ve juri oylamasina tabi tutulacak. Juri uyeleri arasinda Costa Gavras, Georges Moustaki, Harutyun Khachatryan, İbrahim Betil, Lale Mansur, Nebahat Akkoc, Omer Madra, Rakel Dink, Rela Mazali, Serge Avedikian, Serra Yilmaz, Vaughan Pilikian ve Yildirim Turker bulunuyor.

Profesyonel/amatör herkesin
"vicdana dokunan" her konuda kisa filmlerine acik olan proje sonucunda secilen filmler uzun metrajli bir film haline getirilecek.

Projenin web sayfasi: www.vicdanfilmleri.org
Proje ile ilgili daha fazla bilgi iceren Banu Güven'le yapilmis bir roportaja da
http://www.altyazi.net/soylesiler/vicdan-filmleri-7-60.aspx bu adresten ulaşmak mümkün.

İntihar Edenlerin Dünyasına Hoşgeldiniz.

Öyle bir dünya düşünün ki sadece intihar eden insanlar yaşıyor, herkesin küçük bir mucizesi var, kimse gülmüyor. İşte "Wristcutters: A Love Story" filminin hikayesi bundan oluşuyor. İntihar edenlerin dünyasındaki hayatına alışmaya çalışan Zia bir gün sevgilisinin de intihar ettiğini ve bu dünyaya geldiğini öğrenir ve onu aramak için "Eugene"( gogol bordello temsili) ile yola koyulurlar. Hiç hesapta yokken bir otostopçuyu da (Mikal) aralarına kattıktan sonra film daha da bir keyif vermeye başlar ki onu geçtim ben Mikal'a aşık oldum nolacak.Filmin fragmanını burdan izleyebilmek mümkünatlı.


Çok güzel bir konuyu yine çok güzel bir şekilde işleyen Goran Dukic'in yönetmenliğini yaptığı kaçırılmaması gereken bir film. Soundtrack albümünü de kaçırılmaması gereken soundtrackler listesine almayı unutmayın. Hatta bir tanesini buyrun burdan dinleyin, hepsini vermem.

5 Mart 2010 Cuma

Karşıt Hayat-No More

Bir zamanlar sessiz sedasız, düşük bütçelerle çekilen bir film: Karşı Hayat
Konusu:
Hayal kırıklıkları içindeki üç adam; Kör, Şair ve Yabancı, birbirlerinden habersiz yaşadıkları yılları göz açıp kapayıncaya kadar bitirmiş ama yine de hayata adapte olamamışlardır. Artık bulundukları zaman diliminde kendilerine kabul ettirebildikleri gerçeklikleriyle yaşamaktadırlar ama çevrelerindekiler onlara hala alışamamıştır. Bir gün ailelerinin dırdırından kurtulmak için bir iş görüşmesine giden adamlar, orada tanışıp beraber yaşamaya karar verirler. Boş bir evde, maddi şeylere ihtiyaç duymadan yaşayan adamlar için zaman, evin içinde bir sürüngen gibi ilerlemektedir. Bir gün evin balkonunda buldukları eski bir kitabın sırıını araştırmak için evden çıktıklarında ise evde sürüngen gibi geçen zamanın dışarıya aynı şekilde davranmadığını görürler; tıpkı yüzyıllar önce Yedi Uyurlar'ın başına gelen gibi. Değişen yeni dünyada, kitabın sırrının peşinde kendi gerçekliklerini sorgulayacaklar ve sonu gelmez bir yolculuğa çıkacaklardır.

Oyuncular: Murat Toktaş - Mert Okter - Mustafa Payat
Set & Işık: Kemal Bay - Eren Gürses
Boom: Ramazan Yıldız
Ses Tasarımı & Mix: Kerem Çakıroğlu
Müzik: Max Richter
Kurgu: Bilal Bay - Engin Behlül - İsmail Yılmaztekin
Senaryo: Ali Fuat Seğmen - Engin Behlül - Bilal Bay
Yapım Sorumlusu: İsmail Yılmaztekin
Yönetmen: Bilal Bay - Engin Behlül
Web sitesi: http://www.karsihayatfilm.com

Karşı Hayat - No More - Fragman from Bilal Bay on Vimeo.


4 Mart 2010 Perşembe

Sinema Sözlüğü


-Sinema sözlüğü nedir?
-Sinema sözlüğü sinema ve dizi manasında yararlanabileceğiniz bir kaynaktır efendim.
-Peki nasıl olacak bu?
-www.sinemasozluk.net adresine gireceksin, üye olacaksın ya da olmayacaksın o senin seçimin ama yaklaşık 10 gönderiden sonra yazar olma durumundan mütevellit üye olmak bile isteyebilirsin.
-Eee, başka?
-Bir de radyomuz var. Gayet çeşitli tarzlarda ve sohbetlerde bir radyo hatta ben de yayın yapıyorum orda. Ona da www.ssradyo.com adresinden ulaşabilirsin.
-Süpermiş!
-Ne sandın.

Arkadaşlık Üzerine Bir Film "Mary and Max"


Filmi şimdi izledim ve direk yazmak istedim. Şu anda hissettiğim duygu burukluk evet en doğru tanımıyla bu galiba. Bu bile yanlış bir tanım olabilir ama son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri oldu Adam Elliot'un hamur animasyonu Mary and Max. Filme başladığınızda düşündüğünüz o renkli anların sürekli devam edeceğini sakın düşünmeyin, çünkü göründüğü kadar renkli değil hatta göründüğünden daha karanlık bir film.

Film, iki mektup arkadaşının hikayesini anlatıyor. İki hiç arkadaşı olmayan Amerikalı Max ve Avustralyalı Mary'nin hikayesi. Başlarda sıcak sıcak tebessümlerle başlayan hikaye Max'in yaşlı ve yorgun yalnızlığı Mary'nin heyecanlı ve çalkantılı yalnızlığı ile sizi derinden yaralıyor. Çünkü bu iki arkadaşı olmayan mektup arkadaşlarının tek arkadaşları birbirleri ve bu sıcak bağ her kötü bir şey olduğunda size bir burukluk olarak yansıyor. Ayrıyetten bu hikayenin aynı zamanda gerçek bir olaydan alındığını öğrendiğinizde duygularınız daha da netleşiyor.

Filmin sonunda yazan cümledeki gibi: "God gave us our relatives; thank god we can choose our friends."(Akrabalarımız tanrıdan gelir,çok şükür arkadaşlarımızı kendimiz seçebiliriz.)


3 Mart 2010 Çarşamba

Eskilerden Geliyor "Johnny Got His Gun"


Dalton Trumbo'nun aynı isimli romanından yine Dalton Trumbo'nun yönetmenliğinde çekilen Türkçe'de tam meali "Johnny Askere Gitti" olan bir film. Konusu ise: 1. Dünya Savaşı gazisi Joe savaşta kollarını, bacaklarını, gözlerini, kulaklarını, ağzını ve burnunu kaybetmiştir ve sadece düşünceleri, hisleri ile yaşamaktadır bir hastane odasında. Bu hastane odasından kendiyle hesaplaşmakta, sürekli bir şeyleri sorgulamakta bir yandan çevresindeki doktor ve hemşirelere mors alfabesi ile bir sinyal vermektedir. O sinyalin ne olduğunu sonunda aklı başında bir doktor çözer : S.O.S. Kill Me!

Savaşın sonucunda insanların ne gibi durumlara düşebileceğini bir gazinin kendi ötenazisini istemesinin ne denli rahatsız edici olduğunu gözler önüne seren bu film aynı zamanda bir vatan-millet uğruna savaşan insanların sonunda nasıl kimliksiz kaldığını üzerinde neler, nasıl planlar döndüğünü gözler önüne seriyor.

Ek olarak Metalica'yı biliyorsanız o malum şarkısı One' ı da mutlaka biliyorsunuzdur. İşte o şarkının klibinde de bu filmden kesitler yer almakta. Aslında ben de filmi bu klip sayesinde keşfetmiştim. Neyse efendim sözü uzatmayalım ve diyelim ki izleyin izlettirin bu filmi mutlaka!


Rahatsız Olmaya Hazırlanın "Ex Drummer"


Belçikalı Herman Brusselmans'ın aynı isimli romanından uyarlanan ünlü reklam yönetmeni Koen Mortier tarafından yönetilmiş, 2007 yapımı insanı iliklerine kadar rahatsız eden bir film Ex Drummer.Filmi izlemeden önce kendi hayatlarınızı değersiz sanabilirsiniz ama emin olun öyle değil.

Filmin konusu; 3 tane özürlü arkadaş bir müzik yarışması için kurdukları punk gruba davulcu aramaktadır. Bu arayışları eski bir davulcu ve ünlü bir yazar olan Dries'e götürdükleri teklifin olumlu sonuçlanmasıyla son bulur. Yazarın asıl amacı bu dibe çökmüş insanların dünyasına girmektir ve girdiği bu dünya gerçekten çok kötü bir haldedir. Film boyunca işlenmiş olan yasak ilişkiler, duygusal çöküntüler, anarşist hareketler ve ölüm konuları izleyiciyi filmden bir saniye bile ayırmamakla kalmıyor aynı zamanda rahatsızlık veriyor. Filmin çekimleri çok ilginç. Film başlarken geri sarım görüntülerle karşılaşıyoruz ve Koen karakterinin evinde yer alan çekimler tepe taklak bir şekilde verilmiş. Filmin aklımda kalan en önemli repliği ise :"Kolektif hüzün diye bir şey yoktur, bütün hüzünler bireyseldir." Ayrıca filmin soundtrack albümü dinlemeye değer nitelikte.

Soundtrack Listesi
1.2 Morro Morro Land - Lightning Bolt (3:41)
2.Papa Bear - Madensuyu (6:05)
3.Need You Now - An Pierlé & White Velvet (3:52)
4.Chagrin De La Mer - The Tritones (2:41)
5.Hunted By A Freak - Mogwai (4:15)
6.Mexico Dream Blues - The Experimental Tropic Blues Band (2:29)
7.De Grotste Lul Van't Stad - Flip Kowlier (2:51)
8.Mongoloid - Millionaire (3:21)
9.Grinning Mouths - Isis (8:27)
10.Een Boeket Met Pissebloemen - Arno (3:46)
11.People In Pairs - Augusta National Golf Club (4:53)
12.Time Hangs Heavy On Your Hands - Mel Dune (3:18)
13.Blow - Ghinzu (8:55)
14.Hell From The Underground - Funeral Dress (2:20)
15.Deep Fish - Millionaire (2:01)
16.Moving Ground - Blutch (2:41)